?>
Cilt Bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cilt Bakımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Sivilcelerden Kurtulma Yolları

By: Otçu Kız On: 06:30:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • "Sağlıklı ve pürüzsüz bir cilde sahip olmak için yaş ya da cinsiyet gibi faktörlerin önemi olmadığını belirtelim İşte sivilcelerden kurtulmak için öneriler:

    Bunları Yapın

    · Aşırı güneş ışığından sakının. Az miktarda güneş ışığı başlangıçta sivilcelenmeyi düzeltse de bu ilerleme geçicidir. Sürekli güneşlenmek gözeneklerin tıkanmasına neden olur ve ciltte oluşan siyah ve beyaz yağlı noktaları artırarak cildin daha kötü hale gelmesine sebep olur.sivilce

    · Vitamin desteğinizi kontrol altına alın. Günlük olarak önerilen vitamin dozu olan 120-150 mg’dan daha fazla iyot içeren vitamin desteklerinden kaçınmak gerekir. İyotun normal dozu ciltte kötüleşmeye yol açmazken, önerilen dozun fazlası sivilcelenmeyi daha da artırabilir.

    · Cildinizi yağdan ve bakteriden koruyun. Basit birkaç sağlıklı alışkanlıkla ciltte sivilcelere neden olan yağ ve kirlerden korunmak mümkün. Bunun için ön şart ellerin sık sık yıkanması. Cildi bakterilerden korumak için ellerin çeneye götürüldüğü zamanlar da dahil olmak üzere yüze dokunmaktan kaçınmak gerekiyor. Kullanılan bütün kozmetiklerin yağsız ve yağlanma yapmayan ürünler olduğuna emin olmak da diğer bir şart.

    · Egzersiz yaparken birkaç basit kurala uyun. Egzersiz sivilcelere, şapka ve kasklar da iltihaplanmalara yol açar. Egzersiz yaparken her zaman bol pamuklu giysiler giymek ve asla makyaj yapmamak gerekiyor. Yağsız ya da yağlanma yapmayan makyaj malzemeleri bile terle birlikte gözenekleri tıkayabilir.

    ·sivilceler Sağlıklı bir yaşam tarzı belirleyin. Dengeli beslenerek, yeteri kadar uyuyup egzersiz yaparak ve bol su içerek cildin sağlıklı görünmesini sağlanabilir...

    Bunları Yapmayın

    · Cildinizi yolmayın. Sivilce başlangıçlarını yolmak veya sıkmak bakterilerin cildin daha derinlerine ulaşıp, daha büyük iltihaplanma ve enfeksiyona yol açmasına neden olur. Aynı zamanda cildi elle ovmak, tahrişe ve daha çok sivilceye sebep olur. Sivilce başlangıçlarını yolmak ciltte kalıcı izler de bırakır.

    · Kendinizi strese sokmayın. Stres cildinizin daha fazla yağ salgılamasına neden olan kortizon hormonunun seviyesini yükseltir. Mümkün olduğunca stresten kaçınmak gereklidir."

    Pervin Bulgak Vücut Sıkılaştırıcı Yağ

    By: Otçu Kız On: 06:27:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • "Sıkı ve diri bir vücut isteyenler için Pervin Bulgak vücut sıkılaştırıcı yağ

    Malzemeler:

    2 yemek kaşığı portakal yağı
    2 yemek kaşığı çilek yağı
    2 tatlı k. kayısı yağı
    1 tatlı k. yasemin yağı
    1 tatlı k. kantaron
    2 çay k. susam yağı
    2 çay k. avakado yağı

    Uygulama: Malzemeler karıştırılırak serin yerde 10 gün saklanır.Karın ve bacak gibi problemli bölgelere ( yüz hariç ) sürülür."

    Kuru Cilt Bakımı İçin Tatlı Patates Maskesi

    By: Otçu Kız On: 06:26:00
  • Yazıyı Paylaşın

  • "kuru cilt bakımı için tatlı patates maskesi

    Malzemeler :

    2 yemek kaşığı pişmiş tatlı patates
    1 tatlı kaşığı bal
    1 yumurta sarısı
    1 damla gül yağı
    Hazırlanışı : Patatesi ezdikten sonra bal ve yumurta sarısı ile karıştırın. Sonra gül yağını ekleyip karıştırmaya devam edin. Karışım pürüzsüz hale geldiğinde yüzünüze ve boynunuza sürüp 10-15 dakika bekletin.Ardından ıslak bir bez parçası ile silerek çıkarın. Ilık su ile duruladıktan sonra nemlendirici krem sürün."

    Ev Yapımı Cilt Maskeleri

    By: Otçu Kız On: 06:21:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • "Artık cilt bakım ürünlerine tonlarca para dökme devri kapandı. Artık doğal yöntemler ile ev yapımı cilt maskeleri sorunu çözüyor.

    Evde duran çiçekleriniz hâlâ tazeliğini kaybetmemişse atmayın. Onlardan çiçek maskesi yapmak çok keyifli olabilir.

    Bunun için birkaç çeşit çiçeği karıştırmakta fayda var. Çiçekleri ince ince dilimleyin, cilt tipinize göre zeytinyağı veya yoğurtla karıştırın. Normal veya karma cilt tipine sahipseniz yoğurdu tercih edin. Kuru bir cilde sahipseniz zeytinyağı kullanın. Maskeyi uyguladıktan sonra yatay pozisyonda 10 dakika bekleyin.

    Ardından yüzünüzü ılık suyla durulayın. Artan çiçekler olursa onların suyunu çıkarın, yüzünüzü duruladıktan sonra bu çiçek suyunun içine pamuk batırıp tonik olarak kullanabilirsiniz.

    Ev yapımı güzellik tarifleri

    Cilt bakımı ve sağlıklı saçlar için ihtiyacınıza göre birçok ürün piyasada var. Size sadece cilt tipinize göre doğru ürünü seçmek kalıyor. Ama unutmayın sağlıklı bir cilde sahip olmak için sadece dışarıdan beslemek yetmez. Hayat tarzınız da paralel gitmeli.

    ELMA MASKESİ

    Elmayı soyun ve blender ile püre haline getirin veya rendeleyin. Karışımı yüzünüze sürüp 10 dakika bekleyin. Ardından yüzünüzü durulayın.

    HAVUÇ MASKESİ

    Bir yumurta sarısı, yarım tatlı kaşığı zeytinyağı ve bir tatlı kaşığı taze havuç suyunu iyice karıştırın.
    Yüzünüze sürün ve 15 dakika boyunca bekleyin.Ilık suyla durulayın. Bu maske olgun ciltlere iyi gelecektir.

    CİLT LEKELERİ İÇİN

    Bir avuç naneyi kaynatın, demlenmesine izin verin. Pamuk batırıp bu nane suyu ile yüzünüzü silin.

    BAL MASKESİ

    Bir çorba kaşığı balı, rendelenmiş/püre halinde bir elma ve ezilmiş bir muzla karıştırın.Tüm yüzünüze ve boynunuza sürün.15 dakika bekledikten sonra ılık suyla durulayın.Yüzünüzün canlandığını göreceksiniz.

    GÖZALTI İÇİN

    Salatalıkları püre haline getirin ve göz altlarınıza sürün. 10 dakika bekledikten sonra suyla durulayın."

    Ciltteki leke, kırışıklık ve kabarmalar için elma sirkesi

    By: Otçu Kız On: 05:57:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • Ciltteki leke, kırışıklık ve kabarmalar herkesi rahatsız eder.Saç ve derinin zararlı bakterilere karşı asitli bir yapıya sahip olduğunu biliyormuydunuz?

    Ciltteki leke ve kaba görüntülerden kurtulmak istiyorsanız buyrun.

    Bir avuç elma sirkesi veya damıtılmış beyaz sirkeye 1 kahve fincanı su. Her yüz yıkamadan sonra uygulayın. Derinin doğal asitliğini sağlar ve kaba lekeli deriyi temizler ve zarifleştirir.
    Hoş kokulu içeriklerin ilavesi ile çok daha estetik bir hale getirilebilir.

    Aynı oranı bir sirke saç boyası için de kullanılabilirsiniz, sarışınlar saçlarında beyaz sirke kullanmalıdırlar.

    Not: Son araştırmalara göre, deri ve saç zararlı bakteri etkilerine karşı koruma sağlayan doğal bir asit yüzeyine sahiptir.
    Banyodan sonra deri ve saçınızın sağlığı ve güzelliği için asit dengesinin sağlanması gereklidir.

    15 Mayıs 2012 Salı

    Suna Dumankayadan Parlak ve Işıltılı bir Cilt İçin Kür

    By: Otçu Kız On: 10:37:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • Cildiniz havuç yağıyla ışıldasın
    Cildime düzenli olarak bakım uyguluyorum ama bir türlü ışıl ışıl bir görüntüye sahip olmasını sağlayamıyorum. Amacıma ulaşmak için yararlanabileceğim bir formülünüz var mı? Selen K./ İstanbul

    Bir yemek kaşığı çökelek, bir yemek kaşığı zeytinyağı ve bir tatlı kaşığı havuç yağını karıştırın. Krem kıvamını alınca bu karışımı bacaklarınızdan dekoltenize kadar tüm vücudunuza güzelce yayın. Yaklaşık 20 dakika beklettikten sonra önce ılık, sonra soğuk suyla duş alın. Ardından da cildinize günlük bakım kreminizi uygulayın. Bu formülden haftada iki kez yararlanın.

    Suna Dumankaya Sarkan Yüz ve Yanaklara Ayva Suyu

    By: Otçu Kız On: 10:36:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • 43 yaşındayım. Yanaklarım sarkmaya başladı. Estetik operasyonlara karşıyım. Yanaklarımı doğal bir yöntemle toparlamak istiyorum. Bana ne yapmamı tavsiye edersiniz? Yasemin B./Ankara

    Bir tatlı kaşığı yaş maya, bir çay kaşığı taze sıkılmış ayva suyu ve bir çay kaşığı balı karıştırıp yüzünüze yayın. Yaklaşık 20 dakika bekletin. Yanaklarınız iyice gerildikten sonra yüzünüzü yıkayın. Ardından da yüzünüze cilt tipinize uygun bir nemlendirici sürün. Bu formülü haftada iki kez uygulamalısınız.

    Suna Dumankayadan Cilt Kuruluğuna Zeytinyağı

    By: Otçu Kız On: 10:35:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • Kuruyan cildinizi zeytinyağıyla besleyin
    Yüzüm çok kurudu, pul pul dökülüyor. Çeşitli bakım kremleri kullanıyorum ama pek işe yaradıklarını söyleyemem. Siz bana ne yapmamı önerirsiniz? Özlem K./Ankara

    2 çorba kaşığı öğütülmüş ıspanak, 1 tatlı kaşığı badem yağı, 1 yumurtanın sarısı, 1 tatlı kaşığı saf zeytinyağı ve 1 tatlı kaşığı balı karıştırın. Bu karışımı gazlı bezin üzerine yayıp yüzünüze sürün. 30 dakika beklettikten sonra, yüzünüzü önce ılık sonra da soğuk suyla yıkayın. Bu formülden haftada 3 kez yararlanın.

    Suna Dumankayadan Göz çevresi kırışıklıkları için kür

    By: Otçu Kız On: 10:34:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • Stres ve yorgunluk, göz çevrenizin yıpranmasına yol açabilir. Eğer böyle bir durumla karşı karşıya kalırsanız, göz çevrenizi bakıma sokmak için kivi kabuğundan ya da maydanozdan yararlanın

    Son günlerde çok yoğun bir tempoda çalışıyor ve uykusuz kalıyorum. Yorgunluktan gözlerimin altında morluklar ve torbalanmalar oluştu. Göz çevreme nasıl bir bakım uygulamam gerekiyor? Sibel B./İstanbul
    Kivi kabuğunun ıslak yüzeyini gözleriniz altında bekletmeniz morlukları giderir. Bu uygulamadan her gün yararlanabilirsiniz. Ayrıca 1 litre suda, 1 demet maydanozu ve pelin otunu 5 dakika kaynatın. 15 dakika demlenmesini bekleyin. Bu karışımdan her gün 2 su bardağı içmek, göz çevrenizin canlanmasını sağlar.

    Suna Dumankayadan Çene Sarkmalarına Bal

    By: Otçu Kız On: 10:31:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • Çene bölgenizde sarkma varsa ve gıdınız çıktıysa; bal, elma suyu ve sütü karıştırıp kendinize maske hazırlayın. Bu maskeyi her gün uygulayarak çenenizin forma girmesini sağlayabilirsiniz.

    38 yaşındayım. Düzenli olarak cilt bakımı yaptırıyorum ama çene bölgemdeki sarkmaya bir türlü engel olamıyorum. Beni çok rahatsız eden gıdımdan kurtulmak için ne yapmam gerekiyor? Özge S./Manisa

    300 gram maden suyu, 1 çay kaşığı deniz tuzu ve 1’er tutam dere otu ile semiz otunu robottan geçirin. Buz kabına döküp dondurun. Sabah-akşam bir kapsülü cildinizde dolaştırın. Kuruyana kadar cildinizde bekletip ardından yıkayın. Ayrıca 1 tatlı kaşığı yaş mayaya 1’er çay kaşığı elma suyu, süt ve bal karıştırın. Bu karışımı gıdınızda 20 dakika bekletin. Ardından da yüzünüzü önce sıcak sonra soğuk suyla yıkayın.

    Suna Dumankaya El Terlemesi İçin Kür

    By: Otçu Kız On: 10:29:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • Ellerim çok terliyor. Doktora gittim, sorunumun psikolojik olduğunu söyledi. Beni çok utandıran bu problemimle başa çıkabilmek için yararlanabileceğim etkili bir formülünüz var mı? Esra Y./Ankara
    Ellerinizi önce sıcak, sonra da soğuk ve tuzlu borakslı suyun içinde bekletin. Ardından bir kabın içine 2 çorba kaşığı pudra, 1 çorba kaşığı öğütülmüş kuru nane ve 1 limon kabuğunun rendesini koyup iyice karıştırın. Ellerinizi bu karışıma bulayın ve pamuklu eldiven giyerek 15-20 dakika bu şekilde bekleyin. Size bu formülden sorununuz geçene kadar sabah-akşam yararlanmanızı tavsiye ederim.

    12 Mayıs 2012 Cumartesi

    KOZMETİKLER: SERAMİD Nedir?

    By: Otçu Kız On: 05:19:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • KOZMETİKLER: SERAMİD Nedir?
    Tabii olarak oluşan cilt yağları. Cilt bakımı ürünlerinde kullanıldıklarında, su tutucu olarak faydalıdırlar.





    ... cilt ve saç düzenleyici olarak nemlendiricilerde, şampuan, saç spreyi, saça şekil vericiler içinde bulunur. Pantenol, suya affinitesi ve su tutucu özelliği ile humektan olarak bu ürünler içinde % 5 konsantrasyonlarda bulunur.

    Su Bazlı Fondötenler: Pigmentlerin az miktarda yağ içerisinde dağıtılarak formülasyona sokulduğu Y/S tipi emülsiyonlardır. Az kuru veya normal ciltlere uygulanır, içerdiği yağ miktarı az olduğu için kalıcılığı daha kısa sürelidir. Genellikle şişe içinde tüketiciye sunulurlar. ... Yağı kontrol eden fondötenler ise bunlara ilaveten talk, kaolin ve nişasta gibi yüksek oranlarda sebum tutucu maddeleri içerirler. Genellikle dimetikonla hazırlanırlar. Fondötenler yüzey özelliklerine ...

    10 Mayıs 2012 Perşembe

    Deri Yaşlanması ve Deri Yaşlanması Tedavisi

    By: Otçu Kız On: 18:28:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • Yaşlılığa bağlı olarak deride oluşan özellik­ lerin bazıları kronolojik ya şa bağlı olarak gelişir. İntrensek deri yaşlanması olarak adlandırılan bu klinik tabloda, insan derisinde kırışıklık, pürüzlenme ve gevşeme oluşur. Bu belirtiler, güneş gören yerlerde daha şiddetlidir. Ekstrensek deri yaşlan­ ması ise çevresel faktörlerle karşılaşma sonucunda oluşur. Bu risk faktörleri, sıcak, rüzgar, kimyasal ajanlar, sigara içimi ve güneş ışınlarıdır. Bu faktör­ ler içerisinde güneş ışınlan en önemli faktördür. Bu nedenle ekstrensek deri yaşlanması ve fotoyaşlanma eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Fotoyaşlanma sürecinde deride, sarımsı bir renk, yüzeyel ve derin kırışıklıklar, pigment değişiklikleri, kuruluk, gevşeklik, telenjiektaziler, va skül er frajiliteye bağlı purpuralar ve yıllar içerisinde benign, premalign ve malign lezyonlarm gelişimi görülür. Bu kişiler kro­ nolojik yaşlarına göre çok daha yaşlı görünürler


    Fotoyaşlanma sırasında dermişin üst ve orta kısımlarında elastoz ve glikozaminoglikan düzeyinde artış olur. Kollajen liflerin dejenere olması sonucunda gelişen elastoz, fotoyaşlanmanm en önemli belirtisidir. Bu iki belirti de güneşten iyi korunmuş çok yaşlı insanlarda bile görülmemektedir. Kronolojik yaşlanmada deri kalınlığı atrofıye bağlı olarak azalırken fotoyaşlanma sürecinde deri kalınlığı elastoza bağlı olarak artmıştır.

    Deri Yaşlanmasının Geciktirilmesi ve Tedavisi Amacıyla Kullanılan Ajanlar
    Günümüzde deri yaşlanmasının geciktirilmesi ve tedavisi amacıyla pek çok etken madde kullanılmaktadır. TRETİNOİN (all-trans-retinoik asit)

    Tretinoin uygulanması, kollajen sentezinde artma gibi sellüler düzeyde değişiklikler oluşturmaktadır. Histolojik analizde, epidermal hiperplazı ve vasküler lümenlerde genişleme saptanır. Klinik olarak kırışıklıklarda, pürüzler ve pigmentasyonda azalma görülebilir. İstenilen etki ancak 6 haftalık bir kullanım süresinden sonra elde edilebilir. Tretinoin aktinik keratoz sayısında azalmaya neden olabilir olabilir.


    Deri yaşlanmasının geciktirilmesi ve tedavisinde kullanılan ajanlar

    Tretinoin
    Alfa Hidroksi Asitler
    Nemlendiriciler ve Deri Bakım Ürünleri *Oklüzif Yağlar *Nem Çekiciler *Bitkiler & Bitkisel ekstreler
    Hayvansal Ekstreler
    Biyolojik faktörler
    Deri lipidlerinin eklenmesi
    Güneşten koruyucular
    Serbest Oksijen Radikal Yakalayıcılan

    Topikal tretinoin uygulamasının pigmentasyonu hangi mekanizmayla azalttığı tam olarak aydmlatılmamakla birlikte tretinoinin indüklenmiş invitro melanogenezi inhibe ettiği bilinmektedir.
    Otörlerin bazıları tretinoinin %0.05'lik bazıları ise %0.1'lik krem formunda uygulanmasını önermektedirler. Periorbital bölgedeki kırışıklıklar bu tedaviye en iyi cevap veren kırışıklıklardır.
    Thom E'nin yaptığı bir çalışmada, retinoik asitler (RA) ile konjuge retinil palmitatin deri kalınlığı ve deri elastisitesi üzerine olan etkileri karşılaştırılmış ve retinil palmitatin (RP) klinik etkisinin daha fazla olduğu saptanmıştır. RP kullanımı ile klinik etkinliğin daha fazla olması tam olarak aydın latılmamakla birlikte, bu maddenin daha yüksek oranda retinóle dönüşmesine bağlanmıştır, Retinolün epidemial hiperplazi üzerine olan etkilerinin RA'den %50 daha fazla olduğu bilinmektedir .
    En stabil A vitamini olan retinil palmitat, derinin su bariyer özelliğini artırması nedeniyle nemlendirici olarak deri yaşlanmasının engellenmesi amacıyla krem veya losyonlara eklenmektedir.


    ALFA HİDROKSİ ASİTLER
    (laktik asit, glikolik asit)
    Van Scot ve Yu, 1974 yılında alfa hidroksi asitlerin keratinizasyon bozukluklarında etkili olduğunu göstermişlerdir. Alfa hidroksi asitler, granüler katmanda ani olarak, stratum korneumda ise tedaviden 24 saat sonra, korneosit kohezyonunu azaltıp epidermoliz oluşturarak etkili olurlar. %25'lik glikolik asit, laktik asit veya sitrik asit

    DERİ YAŞLANMASI TEDAVİSİ
    uygulaması ile epidermiste belirgin bir kalınlık artışı, bazal hücre atipisinin geriye dönüşü, melanin pigmentasyonunun azalması ve rete patentinin normale dönmesi saptanmıştır.
    Alfa hidroksi asit kullanımı sonrasında oluşan deri kalınlığındaki artma, artmış glikozaminoglikan, kollajen ve elastik lif düzeyine bağlıdır Yapılan çalışmalarda %50-70 konsantrasyonundaki glikolik asit uygulaması ile yüzeyel kırışıkların tamamen ortadan kaldırabildiği ama derin kırışıklar ve pigmentasyon değişikliklerini ise sadece azaltabildikleri gösterilmiştir. Derin kırışıklıkların tedavisinde glikolik asit ile birlikte kollajen enjeksiyonun kombinasyonu önerilmektedir.

    Yeni geliştirilen pek çok kozmetik madde içerisinde deri yaşlanmasını engellemek amacıyla çeşitli oranlarda alfa hidroksi asitler bulunmaktadır.

    Nemlendiriciler ve Diğer Deri Bakım Ürünleri
    Derinin nemlendirilmesi ve alfa hidroksi asitler ile düzleştirilmesi deri yaşlılığının geciktirilmesi amacıyla kullanılan orta vadeli çözümler olarak ele alınmaktadır. Nemlendirici ajanlar, derinin nemlendirilmesini su kaybını kısıtlayarak (Oklüzif-lipofılik ajanlar) ya da su tutarak etkili olurlar(hidrofılik film oluşturanlar, doğal nemlendiriciler, alfa hidroksi asitler).

    1. Oklüzif yağlar: Transepidermal su kaybını engellerler(petrolatum, mineral yağı, parafin, skualen, bitkisel-hayvansal yağlar, steroller...). Petrolatum çok ağır olduğu için mineral yağının kullanımı tercih edilir.

    2. Nem çekiciler: Derinin derin katmanlarından ve atmosferden stratum korneuma su çeken maddelerdir.
    Doğal nemlendiriciler: Sodyum laktat, üre, pirolidon karboksilik asit ve tuzlarından oluşmaktadır


    Hidrofilik polimerler: (hyaluronik asit, glikozaminoglikanlar, kollajen, elastin, esansiyel yağ asitleri. Hidrofilik polimerler, su kaybına karşı bariyer oluştururlar. Kozmetik ürünlerde yer alan hidrolize edilmiş elastin ve kollajen derinin elastisitesini ve yumuşaklığını sağlar. Glikozaminoglikanlar, dermişte ara maddede yer alırlar. Hyalorunik asit ve kondroitin sülfattan oluşurlar. Kollajen fıbrillerini düzleştirme özelliğine sahiptirler. Hyalorunik asit kullanımı sonrasında çözünmeyen kollajen oluşumu azalırken deri yumuşaklığı ve esnekliği artar. Hyalorunik asit, hidrofilik emolyan olarak gece bakım kremlerinin içerisine eklenmektedir.

    Polialkoller: (gliserin, sorbitol, propilen alkol) Yağsız, komedojenik olmayan nemlendiriciler, temel olarak propilen glikol ve sudan oluşur. Karışık cilt tiplerinde kırışıklıkları gidermek amacıyla mineral yağı, propilen glikol ve az oranda petrolatum ve lanolin içeren nemlendiriciler kullanılır.
    Pantenol
    Vitamin B kompleks grubunun elemanıdır. Pantenoik asitin biolojik aktif analoğudur. Mitotik aktiviteyi artırıcı fıbroblastlan uyarıcı ve antienflamatuar özellikleri vardır. D-pantenol sekiler rejenerasyonu artırır. D-pantenol, deriyi nemlendirme özelliğine sahip olduğu için nemlendiricilere ve saç bakım ürünlerine eklenebilir.


    3. Bitkiler ve Bitkisel ekstreler
    Aloe Vera Jeli: Sinamik asit esterleri, steroller, aminoasitler, mannoz ve glukoz içerir. Antienflamatuar ve UV A filtre edici özelliği vardır. Nemlendirici olarak kullanılır.
    Yeşil Çay (Çin çayı): Flavenoller, flavonoidler ve fenolik asitler içerir. Antienflamatuar etkisi olan bu ekstre hyalorinidazı inhibe eder. UVB'ye karşı bloke edici özelliği vardır. E vitamini ile birlikte kullanılırlar
    Meyan Kökü ekstresi: Saponinler, flavonidler ve şeker içerir. Antienflamatuar etkileri mevcuttur. Hassas ciltler için hazırlanan preparatlara eklenirler.
    Aosain: Elastaz inhibitörüdür.


    4. Hayvansal ekstreler 
    Arı reçinesi: Flavonidler nedeniyle antibakteriyel, antifungal ve antioksidan özellikleri vardır.

    Skuam azaltıcı maddeler, deodorantlar ve ayak bakım preparatları içerisinde kullanılır.

    Arı sütü: Vitaminler, aminoasitler, şekerler ve biopterin içerir. Saç bakım preparatlannda kullanılır.


    5. Biyolojik faktörler Kallikrein: Domuz pankreasından ekstre edilir. Hücrelerin mitozunu uyarır. Hücrelerin oksijen alımını artırır. Derideki kan dolaşımını artırır.Kırışıklıkların engellenmesinde kullanılır.
    Amniotik sıvı, aorta, kan, beyin ekstreleri:
    Derinin nemlendirilrnesi ve elastisisitesinin sağlanmasında kullanılırlar.
    Yumurta ekstreleri: Yağ, lesitin ve steroller içerir. Hassas derili kişiler için geliştirilen sabun ve şampuanlara eklenir.
    Keratin: Bir skleroproteindir. Kıl ve tırnak ü-] zerinde tabaka oluşturur. Yağlı saç hissini azaltır
    Fibronektin: Hücrelerin adezyonunda rol oy-> narlar. Hücre büyümesini artırırlar. Deriyi nem-t lendirme, elastisisiteyi artırma ve kırışıklıkları engelleme özelliklerine sahiptir .
    Epidermal büyüme faktörü: Mitozu artırır. Fibroblastları ve epitel hücrelerini sitümüle eder.
    Lektinler: Derinin elastisitesini artırırlar. Karbonhidrat bağlama özelliği olan proteinlerdir .
    B-glukanlar: Bira mayasından elde edilen immünositümülan maddelerdir. Langerhans hücrelerini aktive ederler. Büyüme faktörleri artarak fıbroblastlan uyarır. Kollajen sentezi böylece sağlanır.
    Plasenta ekstreleri: İnsan veya hayvan kaynaklı olabilirler. Suda ve yağda çözünebilen türleri vardır. Yağda çözünenler progesteron ve E vitamininden zengindir. %3-5 konsantrasyondaki j plasenta ekstreleri deri kan akımını artırır ve elastik liflerin esnekliğini artırır.

    Deri lipidlerinin eklenmesi
    Essansiyel yağ asitleri: Araşidonik asit, linolenik ve lineolik asit gıdalarla ya da kozmetikler içerisinde alınabilir. Bazı otörler bu gruba vitamin F ismini vermektedir. Esansiyel yağ asitleri, epidermal fosfolipidler ile birleşerek keratinositlerin membran yapılarının integrasyonunu sağla-) yarak doğal birer nemlendirici gibi davranırlar.


    Güneşten Koruyucular
    UV dalgalan, elektromagnetik spektrum içerisinde görülebilen ışık ve röntgen ışınları arasında yer alırlar.
    UV C ışınları (200-290 um) ozon tabakası tarafından tamamen absorbe edildiği için bu ışın tipi deri yaşlanmasına katılmamaktadır. Öte yandan UV B (290-320 nm)ve UV A (320-400 nm) hem akut hem de kronik fotohasarlanmada önemli bir rol oynarlar. Geçmiş yıllarda en belirgin etkinin UVB'ye ait olduğu düşünülmekle birlikte, eldeki veriler UVA'nm bu konudaki etkisinin daha belirleyici olduğunu göstermektedir. UVA deride eritem oluşturma etkisi açısından UVB'den 1000 kat zayıf olduğu halde, siyah ışık olarak da adlandırılan bu ışın, ekvator bölgesindeki solar radyasyonun %95'ini oluşturur. UV A ışınları, deride daha derin tabakalara ulaşabilme özelliğine sahip olması ve UVB'nin karsinogenez oluşturucu etkisini artırması nedeniyle fotoyaşlanmada en önemli ultraviyole ışığıdır. Öte yandan UVB , ekvatordaki solar ışınların %0.5'ni oluşturmakla birlikte, biolojik olarak eritem oluşturucu ışık komponentidir. UVA ve UVB, fotoyaşlanma sürecinde sinerjist, kümülatif etkiler oluşturma özelliğine sahiptirler.

    Derinin UV hasarına karşı gelişmiş önemli savunma mekanizmaları vardır. Stratum korneum UV ışınlarını büyük oranda yansıtır. Stratum korneum, Sun-protecting factor (SPF)'ü 2 olan bir güneşten koruyucu gibi davranmaktadır . UV ışınlarının iki önemli özelliği fotobiolojik yanıtta önemlidir. Birincisi, farklı dalga boylarındaki ışınların farklı derinliklere ulaşmasıdır. İkinci özellik ışığın endojen veya ekzojen bazı kromofor denilen maddeler tarafından absorbe edilmesidir. UVB için en önemli kromofor DNA'dır. UVA'nın kromoforları protein ve lipidlerdir. Görülebilen ışığın kromoforları ise melanin ve hemoglobindir. Melanin aynı zamanda UVA ve UVB'yi de absorbe edebilmektedir. Bu nedenle melanin miktarı UV'ye karşı oluşan cevapta önemlidir. Bu pigment, UV ışınlarını absorbe ederek ya da yayarak ve serbest oksijen radikallerini stabilize ederek, fotoprotektif etkilerini göstermektedir.
    Hücre içerisinde keratinizasyon ve melanin pigmentasyonu dışında antioksidan savunma mekanizmaları da UV ışınlarına karşı deriyi korumaktadır. Enzimatik olmayanlar, karotenoidler,
    C vitamini ve ürokanik asit iken, enzimatik olanlar, süperoksid dismutaz, glutatyon peroksidaz ve glutatyon redüktazdır.
    Özellikle ailesi ve kendisinde deri kanseri öyküsü olanlar, konjenital nevüsleri, fotosensivitesi olan kişiler, sürekli açık havada çalışan ve immünsüpresif tedavi alan bireylerin UV ışınlarından korunması büyük önem taşımaktadır.
    Güneşten koruyucular etkilerini, güneş ışınlarını absorbe ederek, dağıtarak ya da yansıtarak gösterirler. Güneşten koruyucular, temel olarak kimyasal ve fiziksel güneşten koruyucular olmak üzere iki grup altında toplanırlar:

    Fiziksel Güneşten Koruyucular
    Büyük partiküllere sahip olması nedeniyle, fiziksel olarak bir bariyer oluşturarak UV ışınlarını yansıtma ve dağıtma özelliğine sahip opak maddelerdir. Hem UVA hem de UVB'yi absorbe etme özellikleri vardır.

    Titanyum dioksit, zink oksit, pudra, kakao yağı, kaolin, fenik klorid, iktiyol ve renk verici maddeler içerirler. Kozmetik olarak ağır bir tabaka oluşturdukları ve kıyafetleri boyadıkları için kullanımları zordur. Oklüzif özelliklerinden dolayı miliaria ve follikülit oluşumuna sebep olabilirler. Deride kuruluk hissi oluştururlar, su ile zor çıkarlar ve kullanım sonrasında çoğunlukla rezidü bırakırlar. Yüz yıkama, yüzme ve terleme ile kolaylıkla etkileri geçer. Tüm bu dezavantajlarından nedeniyle günümüzde, fiziksel güneşten koruyucuların kullanımı tercih edilmemektedir.

    Kimyasal Güneşten Koruyucular
    UV ışınlarını absorbe eden renkli maddelerdir. Kozmetik olarak kullanımları daha kolaydır. Genellikle UVB'yi bloke ederler. Bu güneşten koruyucular, etken madde olarak, PABA veya esterleri, benzofenonlar, sinamatlar, salisilatlar, antranilatları içerirler . Kimyasal güneşten koruyucular beş grup altında toplanırlar:

    1. PABA: PABA 1920'li yıllardan beri kimyasal güneşten koruyucuların içerisinde kullanılmaktadır. Bu ajan, fotoprotektif etkisini UVB'nin 250-320 nm dalga boylan arasında gösterir. Stratum korucuma oldukça iyi penetrc olur. Bu nedenle, yüzme ve terleme sonrasında bile etkinliğini kaybetmez. Kuruluğa neden olması, bazı ilaçlarla kros duyarlılık oluşturması ve kontakt duyarlılık yapması nedeniyle PABA kullanımı giderek azalmaktadır. PABA esterleri, daha kolay taşınma özelliğine sahip, kıyafetleri boyamayan ve az oranda kontakt duyarlılık oluşturan maddelerdir (Amil dimetil PABA: Padimate A ve Escolol 506, Oktil dimetil PABA:Padimate O ve Escolol 507)
    Padimate O, kozmetiklerin içerisine kolaylıkla penetre olur.

    2.Salisilatlar: Sadece UVB'yi absorbe ederler. Özellikle oktil salisilat diğer kozmetik maddelerin içerisine eklenebilir. Bu maddeler, çözünür olmayan benzofenon gibi diğer güneşten koruyucularla kombine edilebilirler. Salisilatlar, PABA duyarlılığı olan bireylerde, kimyasal stabiliteleri, suya dirençli olmaları ve emolyan özelliklere sahip olmaları nedeniyle tercih edilebilirler. Hafif oldukları için yüksek konsantrasyonlarda kullanılmaktadırlar.


    3.Sinamatlar: Özellikle Avrupa'da yaygın olarak kullanılan UV B absorbe eden kimyasal güneşten koruyuculardır. Peru balsam'ı, sinamik asit, koka ürünleri, sinamik aldehid, sinamon yağlan gibi maddelere bağlanırlar. Parsol MC X (2etil-hekzil p-metoksisinamat) en sık kullanılan sinamattır. %2-2.5 oranındaki konsantrasyonları 290-320 nm dalga boyları arasında etkilidir. Güçlü bir UV B absorbe edici madde olduğu için benzofenonlarla kombine edilirler.

    4.Antranilatlar: 322-350nm dalga boylarındaki UV A ışınlarını absorbe ederler. Benzofenonlar gibi UV B absorbe eden maddelerle birlikte kullanılırlar. Mentil antranilat ve Homomentil N asetil antranilat en iyi bilinen antranilatlardır.

    5.Benzofenonlar: Benzofenonlar daha çok UV A ışınlarını absorbe ederler. Benzofenon derivelerı, oksibenzon, dioksibenzon ve sulisobenzondur. Bu güneşten koruyucular genellikle Padimate O ile kombine edilirler.
    Günümüzde hem UVA hem de UVB ışınlarını bloke eden güneşten koruyucuların kombinasyonu önerilmektedir.

    Giysilerin Seçimi
    Tüm beyaz renkli, pamuklu, keten, sentetik kumaşlar ve suni ipekli kumaşlar SBF 15'in altında koruma özelliğine sahiptirler. Polyester ürünleri kullanımı tercih edilmemekle birlikte güneşten korumada en etkili olan kumaşlardır. Bu nedenle polyester karışımı ürünlerin kullanımı önerilmektedir. Bir giysinin kalınlığı, renk koyuluğu ve ağırlığı arttıkça koruyuculuğu artmaktadır. Sıkı bir şekilde dokunmuş ya da küçük aralıklarla örülmüş giysilerin SBF'si daha yüksektir.

    Serbest Radikal Yakalayıcılar
    Deri yaşlanması teorileri içerisinde üzerinde en fazla durulan teori serbest radikal oluşumudur. UV ışınları serbest oksijen radikali oluşumuna neden olarak lipid peroksidasyonu, enzim inaktivasyonu ve membranlarda destabilizasyona yol açmaktadır. Serbest radikal yakalayıcıları enzimatik ve enzimatik olmayan yakalayıcılar olmak üzere iki grup altında toplanırlar:


    A. Enzimatik Olmayan Serbest Radikal Yakalayıcılar
    1.Vitamin C(L-askorbik asit): Antioksidan, kollajen sentezinde rol oynar. Pigmentasyonu önleme özelliği vardır. Renk açıcı olarak da kullanılır.
    2.E vitamini: 280-320 nm arasında yer alan UV B ışınlarını absorbe ederek eritem oluşmasına karşı, fotoprotektif bir güneşten koruyucu gibi davranır. Organizmada başka antioksidanlar bulunmakla birlikte, sadece E vitamininin esterleşmemiş formu olan a-tokoferolün kromofor olma özelliği vardır. UV'nin indüklediği vasküler değişiklikler, lizozomal enzimlerin etkisi ve pigment koyulaşması Vitamin E ile önlenebilir.

    E vitamini, esterleşmış formunun antıenflamatuar özelliklerinin yanı sıra, esterleşmemiş aktif form (a tokoferol) membran proteinlerini koruyucu etkisini serbest oksijen radikallerinin oluşmasını inhibe edip, lipid peroksidasyonunu engelleyerek gösterir. Yapılan çalışmalarda, a-tokoferol ve askorbik asitin birlikte kullanımı ile UV ile mdüklenen lipid peroksidasyonunun tamamen ortadan kalktığı ve a tokoferol ve C vitamininin birlikte kullanımının karsinogeııez oluşumunda etkili nitrozamınleri azalttığı gösterilmiştir. Transepidermal su kaybını azaltan E vitamininin bu doğal nemlendirici özelliği nedeniyle, asetat ve linoleat formunun, nemlendirici maddeler, saç bakım ürünleri ve güneşten koruyucuların içerisinde yaygın olarak kullanımı sözkonusudur.


    3. B-Karoten, lipid peroksidasyonunu engelleyerek UV'ni deride oluşturduğu eritemi azlaltır. Deri hidrasyonunu artırma özelliğine sahiptir.

    B. Enzimatik Serbest Radikal Yakalayıcılar
    1.Glutatyon peroksidaz, glutatyon lipid peroksid oluşumunu etkilemez. Hidrojen peroksid ve lipid peroksidleri parçalar. Bakır ve selenyum bu etkiyi artıran antioksidan metallerdir. Kırışıklıkların engellenmesinde kullanılabilirler.

    2.Süperoksid dismutaz, serbest radikal oluşumunu engelleyen bir enzimdir. Sığır karaciğer, eritrositlrinden Cu - Zn ile birlikte elde edilir. Topikal formu olmakla birlikte, kozmetiklerin içerisine serbest oksijen radikallerini azaltmak amacıyla eklenebilir.

    Deri yaşlanması geri dönüşümsüz bir süreç olarak kendini göstermektedir. Hiç bir tedavi yöntemi yaşamın en doğal süreçlerinden biri olan bu fenomeni tamamen ortadan kaldıramamaktadır. Bu nedenle güneşten koruyucuların ve deri yaşlılığının geciktirilmesi amacıyla geliştirilen ajanların kullanılması önem kazanmaktadır.

    Güneş Lekeleri Nedir? Önlemek Mükün mü? Zararı var mı?

    By: Otçu Kız On: 17:50:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • Bu yazı da bronz bir tenle kapattınız. Sonbahara ilk adımı attığımız şu günlerde bronz teninizle yazın geçirdiğiniz keyifli tatilin havasını atıyor olmalısınız. Ancak yaz günlerinin kötü hatırası güneş lekeleri ise özellikle biz kadınlarda çok da hoş bir duygu bırakmaz. Hepimizin başının derdi güneş lekeleri neden ortaya çıkar, nasıl korunulur, tedavi edilebilir mi? Hepsi bu yazıda...

    Acısıyla tatlısıyla bir yaz mevsimini daha arkamızda bıraktık. Sarı sıcak günlerin yerini hafiften serin günlere bıraktığı Eylül ayıyla birlikte plajlarda geçirdiğimiz günler de daha öncekiler gibi hoş birer anı olarak hafızamıza yazıldı. Yaz günlerinin son demlerini yaşadığımız şu günlerde tenimizde kalan hafif bronzluk bize deniz kıyısında güneşlendiğimiz günleri hatırlatan bir anı olarak kaldı. Ancak plajlarda geçirdiğimiz günlerden kalan bir anı daha var ki bu tenimizdeki bronzluk kadar hoş bir tat bırakmaz. O da vücutlarımızın birer haritaya dönüşmesine neden olan güneş lekeleri...

    Yaz tatillerinin ardından vücudumuzda oluşan ve çile benzeyen güneş lekelerinin oluşumu konrsunda bugüne kadar çeşitli “plaj efsaneleri” duymuşuzdur. Kimine göre denizden çıktıktan sonra kurulanmazsak bu lekeler oluşur. Daha ilginç bir iddiaya göre ise nadiren ortaya çıkan bir rüzgar ıslak vücudumuza değdiğinde tenimizdeki su damlaları bu lekelerin ortaya çıkmasına neden olur. Biz diyoruz ki bu hurafelere inanmayın ve gelecek yaz vücudunuza yeni güneş lekelerinin eklenmemesi için şimdiden önleminizi alın.

    Tıbbi terminolojide “solar lentigo” olarak adlandırılan güneş lekelerinin oluşumunda en büyük etken tabii ki adından da anlaşılacağı üzere güneş ışınları. Güneş lekelerinin, güneş hasarı oluşabilecek, beyaz tenli, zor bronzlaşan, kolay kızaran cilt tiplerinde daha sık rastlandığıdır, lekelerin güneşte aşırı kalan kişilerde ani yanmalar, soyulmalar ve kızarmaların tekrarı durumunda yıllar içinde ortaya çıktığını belirtiyor. Yine daha çok yaz mevsiminde ortaya çıkan çillenmeler ise bundan daha farklı bir özellik sergiliyor. “Efelid” olarak adlandırılan çiller, güneş lekelerinin aksine kalıtsal bir özellik. Çoğunlukla açık tenli bireylerde görülen çiller, güneş lekelerinden farklı olarak güneş ışınlarıyla koyulaşyor ve belirginleşiyor. Çözüm ise çok basit: Güneşten korunmak.
    Güneşe çıkmayarak ya da yüksek faktörlü güneş koruyucuları kullanarak çillerin belirginleşmesinin önüne geçilebilir.

    Yukarıda da söylediğimiz gibi güneş lekelerinin oluşumundaki en önemli etken güneş ışınları. İkincil ektenin ise cilt tipi olduğuna dikkat etmek gerekir. Cilt tipleri beyaz tenlilerden zencilere 6 tipte ele alınıyor: “Açık tenli, açık renk gözlü, güneştle bronzlaşamayan kişiler (deri fototipi 1 olanlar ) ve deri fototipi 2-3 olanlar, daha büyük risk altındadır. Bunun yanında deri fototipi 4 ve 5 olan esmer bireylerde de nadiren gözlenebilir.” Genetik eğilimlerin de güneş lekelerinin oluşumunda etken.

    Güneş lekelerini önlemek mümkün mü?
    Vücudumuzda oluşacak yeni güneş lekelerinin önüne geçmek mümkün. Bunun için yapılması gereken en önemli önlem ise tabii ki güneşten korunmak. Kademeli olarak güneşte kalmalı, hiçbir zaman soyulacak, aşırı derecede kızaracak şekilde yanmamamız gerekiyor . Bronzluğun deri hasarı olarak olduğunu güneşe karşı dikkatli olmanın önemine uzmanlar her fırsatta dikkati çekiyor. “Deri fototipine göre , açık tenli bireyler 30 ve üstü, koyu tenli bireyler 15 ve üstü koruma faktörlü koruyucu ürünler, güneşe çıkmadan 20-30 dakika önce uygulamalıdır. Ayrıca olabildiğince 11.00-15.00 saatleri arasında güneşte kalınmamalıdır.”

    Güneş lekelerinin vücuda herhangi bir zararı var mı? 
    Güneş lekelerinin kötü huylu hale dönüşmesi riskinin çok az , Ancak güneşin ciltte yaraddığı hasarın belirtisi olarak çok önemli “Güneş hasarlı deride erken yaşlanma ve bazı deri kanseri riskini artırmaktadır. Bu düşünüldüğünde, güneşten korunmasının önemi anlaşılabilir”.

    Güneş lekelerini tedavi etmek mümkün müdür? 
    Eğer güneş lekeleri estetik bir problem oluşturuyorsa tedavinin planlanabiliyor. Güneş lekelerinin tedavisinde, tıbbi ve kozmetik renk açıcı preparatlar, yüzeyel peeling (deriyi soyma işlemleri), lazer tedavileri, IPL ve krioterapi (soğuk uygulaması, dondurma tedavisi)  diğer seçenekler arasında.. Ancak güneşten korunmanın esas olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor.

    8 Mayıs 2012 Salı

    GÜNEŞ IŞINLARINA KARŞI KORUYUCU BRONZLAŞTIRICI PREPARATLAR

    By: Otçu Kız On: 13:17:00
  • Yazıyı Paylaşın

  • GÜNEŞ IŞINLARINA KARŞI KORUYUCU BRONZLAŞMAYI SAĞLAYICI  PREPARATLAR

    Güneşten koruyucu preparatlar deriye ulaşan UV ışının miktarını kontrol eden, deriyi güneş yanığından korurken, hızlı ve düzenli bir bronzlaşmayı sağlayan preparatlardır. Bunu da kimyasal olarak UV ışınlarının zararlı kısımlarını absorplayarak uzun dalga boylu ışınları geçirerek yada fiziksel olarak ışınlan yansıtıp, dağıtarak birim yüzeydeki yoğunluğu azaltma mekanizması ile yaparlar.
    Ayrıca, son yıllarda güneş ışığına maruz kalmadan bronzlaştırıcı olarak kullanılan bazı preparatlara da başvurulmaktadır.

    Güneş Işığının Etkileri ve Güneşten Koruyucu Ürün Seçimi:
    Elektromanyetik radyasyonun kaynağı olan güneşten yayılan radyasyon 400 - 800 nm arasındaki görünür bölgeyi kapsar. 800 nm'nin üzerindeki ışınlar infrared bölgeyi oluşturur ve gözümüzle görmediğimiz, ancak ısısını hissettiğimiz bölgedir. 400 nm'nin altında kalan bölge ise ultraviyole (UV) bölgesi olup, güneş ışınlarının deri üzerindeki etkileri ve güneşten koruyucu ürünler ile ilgili olan optik bölgedir.

     Şekil: Elektromanyetik radyasyonun dünya yüzeyindeki dağılım şeması

    UV bölgesi 3 alt bölgede incelenir:
    • UV-C (100 - 280 nm dalga boyu) atmosferde m o leküler oksijen ve ozon tabakası tarafından absorplanır. Ozon tabakası 300 nm'nin altındaki radyasyonu absorplar. Bu koruyucu tabaka olmadan insan cildi yüksek enerjili radyasyona maruz kalır. UV-C ışınları doku için zararlıdır ve çok şiddetli ani güneş yanığına neden olur. UV-C ışınları özellikle göz için zararlıdır. Karsinojeniktir.
    • UV-B (280 - 315 nm dalga boyu) güneş yanığı veya eritem bölgesi olarak adlandırılan güneş yanığından asıl sorumlu olan banttır. Oluşan eritem reaksiyonları 12-24 saatte maksimuma ulaşır. Ama takip eden birkaç günde geçer. Yıllarca tekrarlanan şekillerde güneşe maruz kalan deride erken yaşlanma, daha ileri safhalarda ise deri kanseri görülebilir. UV-B, vitamin D'nin sentezinden sorumludur. Deride melanin pigmentinin oluşumunda etkili en önemli banttır.
    • UV-A (315 - 400 nm dalga boyu) diğerlerine göre daha düşük güneş yanığı oluşturma potansiyeline sahip olmakla birlikte deri yüzeyinde 100 pırı derinliğe kadar etki ederek kronik zararlar oluşturur.


    UVB UVA Üst deri Alt deri Deri alt dokusu Deri UV ışınlara maruz kaldığında korunma mekanizması olarak Stratum corneum kalınlaşır ve melanositlerde melanin pigmenti sentezlenir. Melanin UV radyasyona karşı cildi koruyan en önemli faktördür. Ciltte renk oluşumu ve Stratum corneum'un kalınlaşması neticesinde bir hafta süresince güneş ışınlarına maruz kalmakla güneş yanığına karşı hassasiyet azalır. UV-A ve -B'ye etkili olan preparatlann yanı sıra uygun antioksidan (antiserbest radikal) ve karışımları (a-tokoferol v.b.) kullanılmalıdır.

    Güneş ışınlarına karşı kullanılan maddeler;
    • Güneş ışınlarının zararlı kısımlarını absorbe ederek veya
    • Işınları dağıtarak etkili olurlar.
    Ayrıca deriyi boyayan maddeler de vardır.

    Kimyasal Güneşten Koruyucular:
    Kimyasal güneşten koruyucular UV radyasyonun eritem meydana getiren bölgelerini absorbe eden maddelerdir. Bu maddeler ışığın enerjisini emerler ve sonra da emilen bu enerjiyi ortama zararsız bir ısı olarak dışarı verirler, kendi orijinal durumlarına geri dönerler. Kullanım oranlan %0.4 - 6.8 arasındadır. Bunlar UV-B absorbe edici maddelerdir. UV-B absorbanı olan maddelerin bazıları ayrıca UV-A'yı da absorbe etme özelliğine sahiptir.

    Avrupa Birliği tarafından kullanılmasına izin verilen UV-B ve UV-A absorbanı maddeler:



    Bu maddelerin sahip olması istenen özellikler şöyle sıralanabilir;
    • Toksik olmamalı ve vücut metabolizmasına etki etmemelidirler,
    • Dermatolojik olarak zararsız olmalı ve hassasiyete sebebiyet vermemelidirler,
    • Eritem oluşturan ışınları absorbe etmelidirler,
    • Işığa karşı sebatlı olmalıdırlar,
    • Uçucu olmamalı ve uygun bir çözünme oranı göstermelidirler,
    • Rutubet ve terle parçalanmamalıdırlar,
    • Fena kokulu olmamalıdırlar,
    • Deriden absorbe edilmemelidirler.

    Bu tür maddeler vücut üzerinde geniş bir yüzeye uygulandıkları ve her yaşta kişiler tarafından kullanıldıkları için kesinlikle farmakolojik ve toksikolojik testler yapılmalıdır.

    Minimal Eritemal Doz (MED): 
    Suni güneş ışığı veren lambalar ile vücudun bir kısmında eritem ve bronzlaşma süresi ve durumu saptanabilir. UV lambasının 6 saat sonra oluşturduğu ve 24 saat sonra dahi belirgin olarak görülen eritem, minimal eritemal doz (MED) olarak ifade edilmektedir. Güneş ışınlarına karşı koruyucu olarak kullanılan maddeler UV radyasyonun minimal eritemal dozunu en az 25 defa düşürebilen maddeler olmalıdır. İdeal bir madde 20 dakika süresince güneş etkisinde bırakılan ciltte oluşan eritemi 8 saat geciktirebilen maddedir. Gerek güneş ışınlarının zararlı etkilerini absorbe ederek, gerekse ışınları dağıtarak tesir eden preparatlara antisolar preparatlar denir. Antisolar preparatların hazırlanmasında koruyucu faktörün bilinmesine gerek vardır.



    Güneşten Koruma Faktörü (GKF):
    GFK = Antisolar madde ile eritem teşekkül eşitliği/ Antisolar maddesiz eritem eşitliği

    Örneğin, herhangi bir koruyucu ile korunmamış deri güneşe maruz kaldıktan 20 dakika sonra hafif bir güneş yanığı gösterirken aynı deri güneşten koruyucu bir preparat ile korunursa bu süre 60 dakikaya çıkar. Böylece, bu ürünün koruma faktörü 3 olacaktır.

    GKF değerini saptamak için yapılan klinik denemelerde önemli faktörlerden biri deri tipidir. Tabloda gösterildiği üzere güneş ışınlarına maruz kalındığında verdiği tepkiye göre 6 adet deri tipi vardır. Bu deri tipleri kişinin güneş yanığına eğilimini ve pigmentasyon derecesini gösterir.

    Bir güneşten koruyucu ürünün suya dayanıklı olması için 40 dakika, su geçirmez olması için 80 dakika su içinde kaldıktan ve artan derecede aktivite gösterdikten sonra GKF değerinin değişmemiş olması gerekmektedir. Bu şartların sağlanması için gerekli denemelerin yapılması FDA tarafından zorunlu tutulmaktadır.

    FDA tarafından önerilen GKF sınıflandırması:
    FDA etikette bildirilen GKF'nün en fazla 30 olması gerektiğini, daha yüksek GKF'ü içeren ürünler için "30+" veya "30'dan fazla" denmesinin uygun olduğunu bildirmiştir. Yüksek GKF fotoduyarlık reaksiyonları gösteren, dertmatolojik olarak risk grubunda olan şahıslar ve çocuklar için uygundur.


    Fiziksel Güneşten Koruyucular:
    Opak toz maddeler (fiziksel güneşten koruyucular) kuru halde veya bir çözücü içinde deriye uygulandıkları zaman ışınlan dağıtıcı rol oynarlar. Bunlardan çinko oksit en etkili olanıdır. Kaolin, kalsiyum karbonat, magnezyum oksit, titanyum dioksit ve talk aynı biçimde kullanılan maddelerdir. Partikül büyüklüğünün etki dereceleri üzerinde önemli bir rolü vardır.

    Fiziksel güneşten koruyucuların avantajları:

    • Deriye sürüldüklerinde belirgin olduklarından dolayı, nereye uygulandıklarını görmek kolaydır. Böylelikle, boş yer bırakmadan uygulamak mümkün olabilmektedir.
    • Hem UV-A, hem de UV-B'ye karşı çok iyi bir koruma sağlarlar.
    • Bu maddeler kullanıldığında allerji veya foto allerji çok nadiren görülür.

    Fiziksel güneşten koruyucuların dezavantajları:
    • Opak olduklarından dolayı kolayca farkedilirler (çinko oksit) veya kişiye maske kullanıyormuş görüntüsü verirler (titanyum dioksit ve talk). Bazı üretici firmalar çinko oksitin bu uygunsuzluğunu değişik renklerle formüle ederek gidermeye çalışmaktadır. Çocuklar ve cankurtaran olarak plajlarda görev yapan kişilerin ıhlamur yeşili, açık mavi veya sarı çinko oksit içeren ürünleri kullanmaları rahatsız edici değildir.

    • Fiziksel güneşten koruyucu preparatlar suya dirençlidirler. Ancak güneşin etkisi ile ısınma sonucu erimeye eğilimli olduklarından dolayı iki saatten daha uzun süreli güneş banyolarında tam bir koruma sağlayamazlar.

    Bu dezavantajlarına rağmen hem LJV, hem de görünür ışığa duyarlı olan şahıslarda kullanılmaları zorunludur. Genellikle burun, kulaklar, dudaklar gibi sınırlı alanlarda kullanılırlar. Sürekli güneş altında kalan ve açık tenli kişilere (deri fototipi İ-IV), cildi duyarlı olan çocuklara güneşten koruma faktörü (GKF) yüksek olan güneşten koruyucular tavsiye edilmelidir. Güneşe açık olan deri bölgelerinde vitiligosu olan hastalar normal deri rengine uygun renkte fiziksel güneşten koruyucu preparatlar kullanmalıdır.


    Yapay Güneş Yanığı Oluşturan Ürünler (Yapay Bronzlaştırıcılar):
    Güneşe maruz kalmadan cilde bronz renk kazandıran ürünlerdir. Güneş ışığının cilt üzerindeki zararlı etkileri nedeniyle son yıllarda yapay güneş yanığı oluşturan ürünler popüler olmuştur. Genellikle %5 oranında dihidroksi aseton içeren emülsiyon şeklindeki ürünlerdir. Derinin yapısındaki protein ve peptitlerin serbest amino gruplarının, basit şekerlerin aldehit grupları ile reaksiyona girmesi sonucu kahverengi bir renk veren başlıca melanoidin isimli bir madde oluşur. Böylece koyu renkli cildin güneş ışınlarını absorbe etmeye ve derin tabakalarda oluşacak hasarı önleme olasılığı artar. Uygulamadan sonraki birkaç saat içinde doğal bir güneş yanığı rengi oluşur ve epiderrnis canlı kaldığı süre boyunca etkinliğini korur. Deri tipine ve kalınlığına bağlı olarak beklenenden daha soluk renkler oluşabilir. Yine derinin yapısına bağlı olarak renklenmenin görülmediği durumlar da bildirilmiştir.

    Bunlardan dihidroksi aseton (DHA), 5-hidroksi 1,4-naftokinon (juglon) ve eritruloz son yıllarda formüllere girmeye başlamıştır.

    Güneş ışınlarını dağıtıcı ve absorbe edici biçimde rol oynayan ve deriyi boyamak suretiyle bronzlaşmayı sağlayan preparatlar değişik şekillerde formüle edilmektedirler.
    Bu preparatlar;
    • Emülsiyon bazlı formülasyonlar (kremler ve losyonlar, köpükler),
    • Yağlı sıvağ bazlı formülasyonlar (mum tipi preparatlar, sıvı preparatlar),
    • Emülsiyon bazında dağıtılmış metal oksitler,
    • Jeller veya aeresoller şeklinde olabilirler.

    Krem şeklinde hazırlanan preparatlar sürüldüklerinde çok ince bir film tabakası oluşturmalıdırlar. Bu film çok yağlı ve parlak görünümlü olmamalı, deniz suyu tarafından kolayca sürüklenmemelidir.

    Bu ürünlerde de özellikle farklı sıcaklık koşullarında bekletilerek stabilité testlerinin ve kozmetik ürünler için bildirilen testlerin tümünün yapılması gerekir.

    Güneşlenme Sonrası Kullanılan Ürünler:
    Güneş banyosundan sonra cildi serinletmek, nemlendirmek ve rahatlatmak amacıyla kullanılan ürünlerdir. Genel olarak düşük viskoziteli Y/S tipi emülsiyon formunda hazırlanan losyonlardır. Serinletici etki yüksek orandaki su içeriğine bağlıdır. Bazen alkol eklenerek bu etki arttırılabilir. Gliserin, propilen glikol ve kollajen nemlendirici olarak; allantoin, o-bisabolol, pantenol ve Aloe vera ekstreleri ise enfeksiyonlara karşı cildi korumak amacıyla formülasyona ilave edilmektedir. Ayrıca, vitamin A ve E eritemi iyileştirmek ve epitelizasyonu arttırmak için kullanılmaktadır.

    Tropikal Yağlar:
    Çok az güneşten koruyucu madde içerir yada hiç içermez. Yeni yanmış cildi güneşin kurutucu etkisinden, rüzgar ve sudan korumak amacıyla kullanılan preparatlardır. Hindistan cevizi yağı, kakao yağı ve hurma çekirdeği yağı kullanılan doğal yağlar arasında yer alır. Bu yağlar kakao ve vanilya gibi doğal kokularla parfümlendirilirler.

    Güneş Yanığı Tedavisinde Kullanılan Maddeler:
    Uzun süre güneşte kalmak çok tehlikeli yanıklar oluşturabilir. Ağrılı durumlarda bazı preparatlar uygulanabilir. Bunlar kalamin losyona benzeyen çinko veya tannik asit taşıyan şekillerdir. Sulu çözeltilerin ve Y/S tipi emülsiyon şeklindeki koruyucu ve serinletici preparatlann formülasyonuna klorlu bileşikler ve lokal anestezikler ilave edilebilmektedir. Tahriş olmuş cildi düzeltmek, hafif güneş yanığını gidermek amacıyla allantoin, a- bisabolol, pantenol ve Aloe vera gibi maddeler de eklenebilir.

    Yanık tedavisi için;
    Çinko oksit 15
    Talk 15
    Bentonit 5
    Propilen glikol 5
    içeren formül kullanılabilir.

    YAŞLANMAYA KARŞI KULLANILAN KOZMETİKLER

    By: Otçu Kız On: 12:33:00
  • Yazıyı Paylaşın

  • Yaşlanma, genlerle proglamlanmış bir süreçtir ve zaman içinde ortaya çıkan kompleks bir olaydır. Deri yaşlanması iki farklı özellik taşımaktadır;

    • İç etkenler ile zamana bağlı olarak gelişen yaşlanmaya gerçek, spontan veya intrinsik yaşlanma adı verilir.
    • Dış ve çevresel etkenlere bağlı yaşlanmaya ekstremini veya fotoyaşlanma denir.


    İNTRİNSİK YAŞLANMA
    Genetik faktörler
    Metaboiik faktörler
    Endokrin faktörler ve hormonlar

    Sonuç:
    Gerçek yaşlanma
    Deri yaşlanması


    EKSTRİNSİK YAŞLANMA
    Sebepleri
    Beslenme ve diyet
    Alkol kullanımı
    UV radyasyon
    Sigara kullanımı

    Sonuç:
    Foto yaşlanma



    Yaşlı deride görülen en önemli değişiklikler:
    • Kırışıklık,
    • Kuruluk,
    • Elastikiyet kaybı,
    • Leke oluşumu.


    Yaşlanma izlerinin hafifletilmesinde kozmetikler kullanılır. Dekoratif kozmetikler kullanılarak kısa vadeli çözümler elde edilir. Derinin nem içeriğini arttırarak ve Stratum corneum tabakasının plastizasyonunu sağlayan madde içeren kozmesötikler kullanılarak orta vadeli çözümler elde edilir. Uzun vadeli çözümler ise, güneş ışınlarından koruyucu ve serbest radikal yakalayıcı maddeleri içeren kozmesötiklerin kullanımı ile elde edilir.

    Deri yaşlanmasına karşı neler yapılabilir?
    • Çevresel faktörlere karşı tedbir alınmalıdır. (Fotoyaşlanmaya karşı önlem alınmalıdır)
    • Stratum corneum tabakasında nem kaybı önlenmelidir.
    • Deriye yeniden nem kazandırılmalıdır.
    • Hücrelere oksijen taşınması arttırılmalıdır.
    • Deri üzerinde lipid bir film tabakasının oluşturulması sağlanmalıdır.
    • Bağ dokusu proteinleri tamamlanmalıdır.

    Yaşlanmaya karşı kullanılan etkin maddeler;
    • Nemlendiriciler,
    • Mitoz bölünmeyi arttırıcılar,
    • UV ışınlarını filtre ediciler,
    • Serbest radikal yakalayıcılar,
    • Bu fonksiyonların bir veya birkaçını yerine getiren maddeler.

    Deri yaşlanmasına karşı kullanılan kozmesötikler;
    • Vitaminler,
    • Alfa hidroksi asitler (AHA),
    • Bitkiler ve bitkisel ekstreler,
    • Hayvansal ekstreler,
    • Biyofaktörler,
    • UV filtre ediciler,
    • Serbest radikal yakalayıcılar.

    Yaşlanmaya karşı kullanılan bu maddelerin çoğunluğunun stabilitesi ve aktivitesi sorun yaratabilmektedir. Bu maddelerin çoğunluğu hayvansal ve bitkisel kaynaklı doğal veya doğala yakın maddeler oldukları için her defasında aynı safsızlık ve aktivitede elde edilmeleri zordur Etkinliklerini aynı seviyede kılabilmek için farklı kozmetik taşıyıcı sistemler, özellikle de modern taşıyıcı sistemler içinde hazırlanmaktadırlar. Böylelikle üretim, saklama ve kullanımları süresince stabilitelerini sağlayabilmek de mümkün olabilmektedir.

    Vitaminler:
    Topikal kullanılan vitaminler özellikle deri yaşlanması, kuru ve pullanmış deri ve kırışıklık gibi derideki dejeneratif değişikliklerde etkindirler. Kozmetik açıdan önemli vitaminler;
    Suda çözünen vitaminler (Vitamin C, pantenol = provitamin B5)
    Yağda çözünen vitaminler (Vitamin A = retinol, Vitamin E) olmak üzere ikiye ayrılırlar.

    Vitamin A (Retinol):
    Epitel dokusunun sağlıklı çoğalmasını sağlar ve dış etkenlere bağlı epitel yaşlanmasını geciktirir. Vitamin A palmitat deriden emilerek deriyi yumuşak ve dolgun tutar, derinin su tutma özelliğini arttırır. Ayrıca, cilt rengini açar.
    Vitamin B (Pantenol, Provitamin B5):
    Hücre yenilenmesini arttırır. Nemlendirici özelliğe sahiptir. Güneşten koruyucu preparatlarda pigment oluşumunu uyarır ve eritem oluşumunu önler. Güneşlenme sonrası ve yaşlanmaya karşı ürünlerde kullanılır.

    Vitamin C (Askorbik asit):
    Cilt rengini açıcı ve yaşlanmayı geciktirici ürünlerde kullanılır. Biyolojik kofaktör ve antioksidan olarak etkilidir. Topikal kullanımın temel amacı deri üzerinde UV radyasyonun etkilerini önlemektir. Genellikle diğer vitaminler ile kombine olarak kullanılır. Ticari nemlendirici preparatlarda vitamin A ve E ile birlikte kullanılır.

    Vitamin E (Tokoferol):
    Doğal ve sentetik kaynaklı türevleri bulunur. Preparatlarda nemlendirici, UV ışınlarına karşı koruyucu (fotoyaşlanmaya karşı), antioksidan, antienflamatuvar, yara iyileştirici ve kırışıklıkları önleyici olarak kullanılmaktadır. Deri yaşlanmasındaki en önemli hususlardan biri, derinin kuruması ve nemini kaybetmesidir. Nemini kaybeden deri kuru ve gevrek hale geçer. Vitamin E'nin tekrarlanan kullanımlarında kuru deri için uygun bir nemlendirici olduğu bildirilmektedir.

    Alfa Hidroksi Asitler (AHA):
    Doğada yaygın olarak bulunurlar. Meyvalarda, şeker kamışında ve yoğurtta değişik AHA'lar bulunmaktadır.

    Kozmetik ürünlerde en sık kullanılan AHA'lar;
    Glikolikasit,
    • Laktik asit,
    Malik asit,
    Tartarik asit
    Sitrik asittir.

    AHA'lar kozmetik preparatlarda deri dokusunun gençleştirilmesi, deriye parlak ve düzgün bir görünüm kazandırılması, kırışıklıkların azaltılması ve pigmentasyonun azaltılması amacıyla kullanılırlar. Kozmetik etkileri en az 8-10 haftalık kullanımdan sonra ortaya çıkabilir.

    Bitkiler ve Bitkisel Ekstreler:
    Aloe vera jeli, yeşil çay, meyan kökü ekstresi, aosaine, Gingko biloba ve ginseng başlıca kullanılanlarıdır.

    Ayrıca, günümüzde saf halde eldesi ve standardizasyonu güç olduğundan hayvansal ekstreler yerine bitkisel kaynaklı protein hidrolizatları (buğday, pirinç, soya, badem v.b.) kullanılmaktadır.

    Hayvansal Ekstreler:
    Karaciğer ekstresi, sığır serum albumini, plasenta ekstresi, amniyotik sıvı, yumurta ekstreleri, propolis (arı reçinesi) ve arı sütü başlıca kullanılan hayvan ekstreleridir.

    Biyolojik Faktörler (Biyofaktörler):
    Derideki hücresel olayları etkileyerek hücrelerin doğal yenilenme, tamir ve kontrol mekanizmalarını uyararak derinin daha sağlıklı ve genç görünmesini sağlarlar. Kollajen, elastin, hyaluronik asit, epidermal büyüme faktörü, mukopolisakkaritler, glukozaminoglikanlar, fibronektin ve lektinler, squalen ve dipalmitoilhidroproün deri yaşlanmasına karşı başlıca kullanılan biyolojik faktörlerdir.

    Biyofaktörlerin etkileri şöyle sıralanabilir; 
    • Hücre yenilenmesini ve çoğalmasını stimüle ederler,
    • Hücre hareketliliğini arttırırlar,
    • Doku onarıcı ve iyileştirici etkileri vardır,
    • Hücrelere Oz taşınmasını arttırırlar.

    Yukarıda sayılan protein ve peptit yapısındaki maddelere ilaveten, yine protein ve peptit yapısındaki asetil heksapeptit (argirelin), palmitoil pentapeptit 3, palmitoil tetrapeptit 3 ve palmitoil oligopeptit de yaşlanmaya karşı kullanılan preparatlarda son yıllarda fazlaca kullanılan maddelerdendir.

    Asetil heksapeptit (Argirelin):
    Botoks benzeri etkiye sahip olan bu madde tek başına da kullanılmaktadır. Nörotransmiterler üzerinde inhibitör etkiye sahiptir.

    Palmitoil oligopeptit:
    Palmitik asitle birlikte kollajenin bir kısmını oluşturur.

    Palmitoil tetropeptit 3:
    Hücre proliferasyonundan sorumlu olan interlökinleri aktive ederek hücrelerin yenilenmesini dolaylı olarak hızlandırır.

    Palmitoil pentapeptit 3:
    Kollajen üretimini artırarak kırışıklıkları azaltır.Böylece cilt daha pürüzsüz hale gelir.

    UV Filtreler:
    Güneş ışınları ile ortaya çıkan deri hasarını engellemek için kullanılırlar. (Bakınız, GÜNEŞ IŞINLARINAKARŞI KORUYUCU VE BRONZLAŞMAYI SAĞLAYICIPREPARATLAR).

    Serbest Radikal Yakalayıcılar:
    Serbest radikallerin deri üzerindeki tahrip edici etkisine öncelikle derinin doğal savunma mekanizması karşı koyar. Yaşlanma sürecinde derinin güneş ışınlarına karşı doğal savunma mekanizması yetersiz kalabileceği için antioksidanlar, UV filtreler ve serbest radikal yakalayıcıları içeren kozmetik ürünlerin kullanımı gereklidir. Bu maddelerin başında Vitamin E ve C, B-karoten, glutatiyon peroksidaz ve süperoksit dismutaz gelir.

    İLAÇ - KOZMESÖTİK - KOZMETİK

    By: Otçu Kız On: 11:28:00
  • Yazıyı Paylaşın

  • İnsanoğlu varolduğundan bu yana güzel görünmek ve çekici olmak arzusuna sahiptir. Bu nedenle, kozmetiklerin kullanımı ilk çağlardan günümüze kadar gittikçe artan bir şekilde devam etmektedir. 1980'li yıllara kadar kozmetikler sadece cildin nemlendirilmesi, yumuşatılması veya makyaj amacına yönelik olarak kullanılmaktaydı. Etkileri "yüzeysel" idi. Bu kozmetikler "Klasik Kozmetikler" olarak isimlendirilmektedir.

    Klasik bir kozmetikten beklenen özellikler:
    • Uygulandığı bölgenin yapı ve fonksiyonlarını değiştirmemelidir (etkileri yüzeysel olmalıdır).
    • Formülasyonda yer alan etkin maddelerin derinin sadece boynuzsu tabakası üzerinde etkili olması yeterlidir.

    Ancak, günümüzde kozmetiklerden beklenen daha "derin" bir etkidir. Bu etkiyi sağlamak için kozmetik maddeler mikrokapsül, lipozom ve nanopartikül gibi taşıyıcı sistemler içinde hazırlanmaktadır.

    Ayrıca bu kozmetiklere hücrelerin yenilenmesini hızlandırıcı, cildi besleyici, kan dolaşımını arttırıcı, güneşin zararlı etkilerini engelleyici bazı maddeler de ilave edilerek derinin yapı ve fonksiyonları üzerindeki olumlu etkilerinden de yararlanılmaktadır. Bu maddelerin deri üzerinde istenilen etkiyi gösterebilmesi için derinin canlı epidermis veya dermiş tabakalarına kadar emilmesi gerekir. Böylelikle, etkilerini derinin daha derin tabakalarında gösterirler. Bundan dolayı, günümüzün bu modern kozmetikleri klasik kozmetik tanımına uymamakta ve ilaçla kozmetik arasında yeni bir grup olarak yer alan kozmesötikleri veya aktif kozmetikleri oluşturmaktadır.

    İlaç benzeri kozmetikler;
    • Kozmesötikler
    • Aktif Kozmetikler
    • Dermokozmetikler
    • Dermofarmasötikler


    Özetle ilaç, bir hastalığı önlemek, teşhis veya tedavi etmekamacıyla kullanılan preparatdır. Kozmetik ise derinin yapısı ve fonksiyonları üzerinde etkili olmadan güzelleşmek ve çekiciliği arttırmak için haricen kullanılan preparatdır.

    Kozmesötikler, derînin ve saç, tırnak, kıl gibi deriye bağlı oluşumların yapısını ve fonksiyonlarını belli bir dereceye kadar etki ederek olumlu yönde değiştiren kozmetiklerdir. Tedavi edici kozmetikler yıllardır çalışılmakla birlikte "Kozmesötik" terimi son yıllarda ortaya atılmıştır.

    KOZMESÖTİK (Cosmetics + Pharmaceuticals = Cosmeceuticals)
    Kozmesötikler, kozmetikler ile ilaçlar arasında bir köprü oluştururlar. Kozmesötikler tıbbi gözetim gerektiren ve belirgin ilaç aktivitesi gösteren bileşikleri kapsamamaktadır.

    Kozmesötik ürünlere örnekler:
    • Ağız suları
    • Terlemeyi engelleyiciler (antiperspiranlar)
    • Güneşten koruyucular
    • Kepek şampuanları
    • Ciltteki lekeleri gidericiler
    • Selülit kremleri/hapları

    Kozmesötik etkili maddeler:
    • Vitaminler
    • Alfa hidroksiasitler (AHA'lar)
    • Bitkiler ve bitkisel ekstreler
    • Biyolojik kökenli maddeler
    • Güneş ışınlarından koruyucular
    • Cilt rengini açıcılar
    • Yapay bronzlaştırıcılar ve bronzluk arttırıcılar
    • Selülit tedavisinde kullanılan etken maddeler


    Vitaminler:
    Vitamin A, E, B ve C kozmesötik amaçla kullanılan başlıca vitaminlerdir. (Bakınız, YAŞLANMAYA KARŞIKULLANILAN PREPARATLAR).

    Alfa Hidroksi Asitler (AHA'lar):
    Meyve asitleridir (glikolik asit, laktik asit, sitrik asit, malik asit, mandelik asit ve tartarik asit). AHA'lar kırışıklık giderici, nemlendirici, leke giderici ürünlerde kullanılır. (Bakınız, CİLT SOYUCU ÜRÜNLER, YAŞLANMAYA KARŞI KULLANILAN PREPARATLAR)

    Bitkisel Kökenli Maddeler:
    • Aloe vera: Yara iyileştirici, yaşlanmayı geciktirici ve nemlendiricidir. 9 Yeşil çay: UV ışınlara bağlı yaşlanmayı geciktirici etkisi vardır. • Yulaf ekstresi: UV ışınlara bağlı yaşlanmayı geciktirici etkisi vardır.

    Biyolojik Maddeler:
    • Plasenta ekstresi: Yaşlanmayı geciktirici ürünlerde ve saç bakım ürünlerinde kullanılır.
    • Amniyotiksıvı: Yaşlanmayı geciktiricidir.
    • Büyüme hormonları: yaşlanmayı geciktiricidir.

    Derinin Rengini Açan Ürünler (Leke Gidericiler):
    Epidermisin en alt tabakasında bulunan melanositler deriyi UV radyasyondan korumak üzere melanin üretmekten sorumludurlar. Derinin rengi büyük ölçüde üretilen metaninin miktar ve tipine bağlıdır. Bu maddeler derideki melanin üretimini farklı aşamalarda azaltırlar veya tamamen durdururlar. Bu maddelerin başlıcaları laktik asit ve tuzlan (>965), kojik asit, vitamin C, arbutin ve hidrokinondur.

    Yapay Bronzlaştırıcılar:
    Güneşe maruz kalmadan cilde bronz renk veren ürünlerdir. (Bakınız, GÜNEŞ IŞINLARINA KARŞI KORUYUCUVE BRONZLAŞMAYI SAĞLAYICI PREPARATLAR)

    Selulite Karşı Kullanılan Ürünler:
    (Bakınız, SELÜLİTE KARŞI KULLANILAN PREPARATLAR)

    RENKLİ KOZMETİKLER: SAÇ BOYALARI

    By: Otçu Kız On: 10:17:00
  • Yazıyı Paylaşın
  • Saç boyaları saça uygulanan kozmetik ürünler içinde önemli bir yere sahiptir. Çünkü, endüstri toplumlarında kadınların %50'si saçlarını boyamaktadır.

    Bu kadınların yarısı saçlarındakli beyazları kapatmak için saçlarını boyamaktadır. Son 20 yılda erkekler tarafından artan ilgi ile günümüzde erkeklerin %5'i de saçlarını boyamaktadır. Bu nedenle, saç boyalan kozmetik endüstrisinde gittikçe artan bir paya sahiptir.

    Hem kadınların, hem de erkeklerin ihtiyaçlarına karşılık verebilmek amacıyla değişik tipte saç boyaları üretilmektedir. Bu saç boyaları sadece saçı boyamakla kalmayıp, saçın bakımını da yapmaktadır.

    Saç boyaları istenen renk tonunun sağlanması amacıyla çok sayıdaki maddenin karıştırılması sonucu elde edilir. Hangi renk tonunda olursa olsun, saç boyaları genellikle 10-12 arasında renk oluşturan madde içerir.
    Saç boyaları çoğunlukla saçta kalış sürelerine göre sınıflandırılırlar;
    • Kalıcı saç boyaları (oksidasyon boyalan, permanent colorants)
    • Yarı kalıcı saç boyaları Geçici saç boyaları

    Kalıcı Saç Boyaları:
    Bu boyalar beyazlaşmış saçı istenen renge boyarken, saçın doğal rengini de tümüyle değiştirebilirler.
    Kalıcı saç boyaları boya ön maddesi içerirler. Bu maddelerin saç teline ilgisi çok fazladır ve alkali nedeniyle şişmiş olan saçın korteks kısmına girerek ortamda bulunan hidrojen peroksit sayesinde oksitlenir ve yine ortamda bulunan rezorsinol sayesinde indo boyalarına dönerler. Büyük ve renkli moleküller haline geçerler. Öyle ki, bu büyük moleküller şampuanlama ile saçı terk edemezler. Saçın renginin değişmesine neden olan yapılar bunlardır.

    Esasında bu olayların tümü kimyasal reaksiyonlar zinciridir. Bu zincirin gerçekleşmesi için saça uygulanan karışımın pH'stnın alkali (9-9.5) olması gerekir.
    Hidrojen peroksit kaynağı olarak ise oksidan karışım kullanılır. Bu karışımdaki hidrojen peroksit oranı %9'a kadar çıkabilir.

    Bu boyalar daima kuru saça uygulanır. Evde kullanılacak saç boyaları boya seti halinde satılmaktadır. Bu setin birinci kabında alkali pH'daki deterjan, boya ön maddeleri ve rezorsinol bulunur. Diğer kapta ise asidik hidrojen peroksit çözeltisi bulunur. Bu iki kabın içeriği uygulamadan hemen önce karıştırılır. Karışımın saça uygulanması sırasında boya ön maddeleri, rezorsinol ve hidrojen peroksit derhal saç teline girer ve reaksiyon başlar..

    Yarı Kalıcı Saç Boyaları:
    Yarı kalıcı saç boyaları yıkanmış ıslak saça uygulanan boyalardır. Bunlar en fazla 6 - 8 şampunlamaya dayanan ürünlerdir. Boyama işlemi hidrojen peroksit kullanılmadan yapılır. Boyama esnasında kimyasal bir reaksiyon olmaz. Düşük molekül ağırlığına sahip renk molekülü saç kütikülü içine geçebilmekte, kısmen de kortekse girebilmektedir. Bu nedenle bu saç boyalarının saça verdiği zarar kalıcı saç boyalarına kıyasla yok denecek kadar azdır. Renkli molekülün saç içine kolayca geçebilmesi için boya karışımının pH'sı 9 - 1 0 arasına ayarlanmıştır.

    Yarı kalıcı boyalar tek bir kap içinde tüketiciye sunulmaktadır. Genellikle emülsiyon şeklindedirler.
    Bazıları ise şampuan şeklinde hazırlanmaktadır. Bu preparatlar boya maddelerinin bir deterjan karışımı içinde homojenize edilmesi ile elde edilirler. Karışımın kıvamını arttırmak için bazı yardımcı maddeler kullanılmaktadır.

    Bitkisel saç boyaları da yarı kalıcı saç boyaları grubunda yer almaktadır. Bu boyalar kutikül tabakasına çok az geçebilmektedirler. Bilinen en eski bitkisel saç boyası kınadır. Toz halindeki kına sıcak su ile karıştırıldığında naftokinon oluşur. Elde edilen bu bulamaç saça uygulanarak naftokinonun saç telini boyaması sağlanır.

    Geçici Saç Boyalan:
    Bazı durumlarda boyama sonucunda oluşan rengin sadece şampuanlamaya kadar devamı istenebilir.

    Özellikle de değişik renkleri denemek isteyen kişiler için ideal boyalardır. Kolay ve çabuk uygulanırlar. Saçı boyama mekanizmaları boya moleküllerinin saç teli üzerinde birikmesi esasına dayanır. Bu moleküller saç teli içine giremeyecek kadar büyüktür. Bu nedenle saça zarar vermezler. Suda çözünürler, bu nedenle saçtan kolayca uzaklaştırılabilirler.

    Genellikle bu boyama işlemi sırasında saça değişik şekiller de verilmek istenir. Bu amaca yönelik hazırlanan boyaların içinde saça şekil vermeyi kolaylaştıracak maddeler bulunur.
    Bu boyalar köpük oluşturacak şekilde aeresol kabında veya jel formülasyonu şeklinde tüketiciye sunulmaktadır.
    Bazıları da doğrudan saça püskürtülecek şekilde aeresol kabında kullanıma sunulmuştur.

    Erkek Saç Boyaları:

    Erkeklere hitap eden kozmetik sektöründe saç boyalarının pazarı giderek büyümektedir. Saç boyası üreten firmalar erkekleri bu pazara çekebilmek için çok kolay uygulanan ve saçı doğala çok yakın bir renkte boyayan saç boyaları geliştirmişlerdir.

    Erkeklerin çoğu beyazlaşmış saçlarının rengini kendi doğal saç rengine dönüştürmek arzusundadır.
    Genellikle beyaz saçlarının çok dikkat çekmeyecek şekilde kapanmasını ve diğer saçları ile homojen görüntü oluşturmasını istemektedirler. Çok dikkat çekmemek ve yakınlarının zamanla alışmasını sağlamak amacıyla zaman içinde renk oluşumunu sağlayan boyalar erkekler tarafından tercih edilen boyalardır. Bu boyaların yanı sıra 5 dakika içinde saçı kalıcı olarak boyayan boyalar yarı kalıcı boyalar veya metalik saç boyası ürünleri de piyasada mevcuttur.

    Kalıcı saç boyalarının erkekler. için hazırlanmış olanları, kadınlarınki ile hemen hemen aynı içeriğe sahiptir. Saçları aynı esasa göre boyarlar. Bu ürünlerin saçta kalma süreleri 5 dakikadır. Bu kadar kısa sürede saçın boyanabilmesi için üründe rengin oluşmasını sağlayacak maddelerin oranları arttırılmıştır.

    Ayrıca hidrojen peroksit ve alkali miktarı azaltılmıştır. Bu nedenle saçtaki hasar daha az olmaktadır.

    Miktarlardaki bu azalma nedeniyle saçın rengi çok açılmayacak, boyanmış beyaz saçlar ile beyaz olmayan saçlar doğal bir görüntü oluşturacaklardır. Erkek saç boyalan içinde yarı kalıcı saç boyalarının kullanım oranı oldukça düşüktür. Kadınların kullandığı yarı kalıcı saç boyalarının içerdiği maddeleri içermekte ve aynı şekilde etkili olmaktadırlar.

    Beyaz saçların rengini zaman içinde değiştiren boyalar metalik saç boyalan olarak bilinir. Yapılarında kurşun asetat ve kükürt bulunur. Formülasyonlan ya sulu/alkollü çözelti yada emülsiyon şeklindedir.
    Ürünün %0.6'dan fazla kurşun içermemesi gerekir. Ürün saça uygulandığında kükürt ve kurşun saçın keratini ile birleşerek sarı/açık kahve bir renk oluşur. Bu olay saçın dış yüzeyinde gerçekleşir.

    Koyu renkli saç tellerinin renginde bir değişiklik olmaz, buna karşılık beyaz tellerin rengi koyulaşır. Ürün istenen koyuluk elde edilene dek saça her gün uygulanmalıdır. Daha sonra belli aralıklarla (haftada bir kez v.b.) ürünün kullanılması gerekmektedir. Beyaz saçları zaman içinde koyu bir renge döndüren diğer bir boya çeşidi de kendi kendine havanın oksijeni ile reaksiyona girerek renkli yapılara dönen moleküllerdir.

    Bu boyaların haricînde saçta doğal olarak siyah renkli pigment oluşumu sağlayan boyalar da bulunmaktadır.

    Üründeki etkili madde molekülleri saç teli içine girer ve havanın oksijeni ile kimyasal reaksiyona girerek renkli pigment yapısı oluşur Olay aşama aşama gerçekleşir. Ürün saç boyamasında çok önemli bir adım olmasına rağmen yüksek fiyatı nedeniyle yeteri kadar ilgi görmemiştir.

    Kozmetik Ürünler: Tıraş Preparatları

    By: Otçu Kız On: 09:39:00
  • Yazıyı Paylaşın

  • Bir erkek hergün yaklaşık 20.000-25.000 adet sakal
    kılını traş ile cildinden uzaklaştırmaktadır. Günde bir kez traş olan bir erkeğin yüzündeki kıl ikinci traşa kadar 0.25 - 0.5 mm uzar. Hergün yapılan bu temizlik işleminin cilt üzerinde herhangi bir hasara neden olmaması gerekir. Traş sonrasında ise cildi rahatlatacak bazı ürünler kullanılarak hem traş işleminin neden olduğu tahriş giderilir, hem de cilt bakımı yapılmış olur.

    Traşın ıslak veya kuru yapılması ihtiyaç duyulan ürünün cinsini ve özelliklerini etkilemektedir. Bu nedenle traş için kullanılan ürünler;


    Islak traş için,
    • Kuru traş için,
    • Traş sonrası ürünler olarak sınıflandırılabilir.

    Islak Traş İçin Kullanılan Kozmetik Ürünler:
    Islak traş için kullanılan ürünlerin temel işlevi sakalı yumuşatmak ve traş bıçağının cilt üzerinde rahatça kaymasinı sağlamaktır.


    Bu ürünler;
    • Cilt için irritan(tahriş edici) bir özellik göstermemeli,
    • Kesilen kılların yüzden kolayca uzaklaşmasını sağlamalı,
    • Cilt üzerine uygulandığında traş işlemi bitmeden kurulmamalıdır,
    • Traş bıçağı ile cilt üzerinde ince bir tabaka oluşturacak ve işlemi engellemeyecek yoğunlukta olmalıdır.

    Sakalın yumuşatılması sakalın kesilmesi esnasında yaklaşık %65 oranında daha az güç harcanmasına neden olur.


    Sakalın yumuşama hızı;
    • Islatıcı maddelerin varlığına,
    • pH'nın arttırılmasına,
    • Kıl üzerindeki sebumun uzaklaştırılmasına
    bağlı olarak değişebilir.

    Kullanılan ürünün traş sırasındaki kayganlığı arttırması için ürün içine yumuşatıcı yağlar da ilave edilmektedir.

    Çoğu zaman yüzün sabun ve su ile yıkanması traş bıçağı ile sakalın kesilmesinde yeterince yumuşama sağlar. Ayrıca, sakalı yumuşatmak ve cilt üzerinde bıçağın kolayca kaymasını sağlamak amacıyla traş öncesi sakal yumuşatıcı ürünler kullanılabilir. Fırçasız kullanılan ve köpürmeyen traş kremleri çok kayganlık vermelerine rağmen yeterli hızda sakalı yumuşatamazlar. Bu nedenle traş öncesinde genellikle sabun kullanılarak sakalın tümüyle ıslatılması / yumuşatılması sağlanır.

    Köpüren Traş Kremleri:
    Bu ürünler sakalı daha iyi yumuşattığı için tercih edilen ürünlerdir. İyi bir köpüklü traş kremi; • Küçük hava kabarcıklarından oluşan yoğun köpük oluşturabilmeli,
    • Fırçaya ve cilt üzerine kolayca yayılabilmeli,
    • Su ile kolayca uzaklaştırılabilmeli,
    • İrritasyona(tahrişe) neden olmamalı ve Islatıcı özelliği iyi olmalıdır.

    Köpüren traş kremleri yaklaşık olarak yarı yarıya sabun içermektedir. Ürünün kurumaması için formülasyona nemlendirici maddeler de ilave edilmektedir.

    Bu maddeler aynı zamanda kremin daha yumuşak olmasını sağlar. Sabunun oluşturduğu köpüğün devamlılığını sağlamak amacıyla değişik yüzey etkin maddeler de kullanılmaktadır. Ürüne cildi serinleten veya antibakteriyel özellikli maddeler de ilave edilmektedir. Köpüren traş kremleri inci gibi parlar.

    Köpüren Tıraş Çubukları:
    Bu ürünler sabun, gliserin ve su içerirler.

    Tıraş Köpükleri:
    Aeresol şeklinde ambalajlanan bu ürünler esasen Y/S tipi emülsiyonlardır. Ürünün içinde sıvı haldeki itici gaz, sulu karışım ve yüzey etkin madde (deterjan) bulunur. Püskürtülme sırasında köpük meydana gelir. Traş köpüklerine ilave edilen nemlendirici maddeler cilt üzerindeki köpüğün hemen kurumasını engellerler.

    Kayganlık ve yumuşatıcı etki için traş köpüklerine yağ yapısında kaydırıcılar ilave edilir.

    Tıraş köpüklerinde itici gaz miktarının yüksek olması köpük yoğunluğunun az olmasına ve daha fazla sayıda tıraş yapılmasına neden olur.
    Bu temel maddelerin yanı sıra değişik işlevlere sahip maddeler de tıraş köpüklerine ilave edilir. Bu maddelerden bazıları;
    • Tıraş sonrası olası bir deri enfeksiyonunu engellemek amacıyla kullanılan maddeler,
    • Ufak çizik yada kesiklerin iyileşmesini hızlandırmak için kullanılan maddeler,
    • Tıraş sonrasında oluşan yanma hissini gidermek için kullanılan mentol gibi serinletici maddeler,
    • Hoş kokmaları ve çekici görünmeleri için koku verici maddeler ile değişik boyalar

    Bazı maddeler kıl kökü çevresindeki kasları etkileyerek sakal kılının 0.2 - 0.3 mm kadar dışarıya itilmesini sağlar. Bu maddelerin kullanıldığı tıraştan sonra sakal sanki cildin yaklaşık 0.2 - 0.3 mm altından kesilmiş gibi olacaktır. Bu maddelerin patenti alınmıştır.

    Sonradan Köpüren Aeresol Jeller:
    Aeresol kabı içinde ambalajlanmış ve özel jel niteliğinde olan bu ürünler yüze sürüldükten sonra deri yüzeyinde köpük oluştururlar.

    Köpurmeyen Tıroş Kremleri:
    Fırçasız kullanılan ve köpürme özelliği olmayan bu ürünler emülsiyon tipindedir. Tıraş sonrasında herhangi bir tahrişe neden olmadan cilde mat bir görünüm verirler. Cilt üzerindeki tabaka tıraş sırasında cildin yumuşamasını sağlayarak olası hasarı azaltır. Köpüren ürünlere kıyasla bu ürünler kullanıldığında her tıraş için daha fazla krem kullanımı gerekmekte ve tıraş bıçağından temizlenmeleri zor olmaktadır.

    Kuru Tıraş İçin Kullanılan Kozmetik Ürünler:
    Elektrikte çalışan tıraş makinası kullanılarak yapılan tıraşa kuru tıraş denmektedir. Bu işlem esnasında sakalın kuru olması ve terleme ile oluşan tabakanın cilt üzerinden uzaklaştırılması gerekir. Böylelikle, makina ile cilt arasındaki sürtünme azaltılarak daha etkili bir tıraş sağlanır.
    Kuru tıraştan önce çözelti, çubuk veya toz şeklinde hazırlanmış bazı ürünlerin kullanılması önerilmektedir. Çubuk şeklinde hazırlanan ürünlerin bazıları alkol içermektedir. Burada amaç alkolün kılı sertleştirerek tıraş makinası tarafından daha kolay kesilmesini sağlamaktır. Çubuk şeklinde hazırlanan diğer bir çeşit ürün de cilt üzerindeki ter ve yağ bezi salgısını absorplamak amacıyla hazırlanmıştır.

    Kuru tıraş için kullanılan toz ürünler genellikle aerosol kabında tüketiciye sunulmaktadır. Bu ürünler cilde toz püskürtürler. Çözelti şeklinde hazırlanan kuru tıraş öncesi ürünler ise büzücü bir etki oluşturarak sakalın bir miktar sertleşmesini ve kılların mümkün olabildiğince dik duruma gelmesini sağlamak amacıyla hazırlanmaktadır. Bu ürünler hızla kuruyarak yüzdeki mevcut nemi kısa sürede buharlaştırmalıdır.

    Tıraş Sonrası Kullanılan Kozmetik Ürünler:
    Islak veya kuru tıraş sırasında kılların uzaklaştırılmasının yanı sıra derinin en dıştaki ölü tabakasından da bir kayıp olmaktadır. Özellikle kılların deriden çıktığı noktalardaki hasar ve tahriş önemlidir.
    Ayrıca tıraş sırasında deride az veya çok miktarda kimyasal bir tahrişin oluştuğu da bildirilmiştir. Bu nedenlerden dolayı;
    • Tıraş sonrasında cildin rahatlaması,
    • Tahrişin giderilmesi,
    • Gerginlik hissinin yok edilerek cildin yumuşaması,
    • Tıraşa bağlı enfeksiyon oluşumunun engellenmesi için tıraş sonrası bazı kozmetik ürünler kullanılmaktadır.

    Kozmetik pazarında çözelti tipi tıraş sonrası formülasyonlar "losyon" adı altında satışa sunulmaktadır.

    Bunlar temel olarak parfüm içeren sulu etanollü berrak çözeltiler olup, nemlendirici maddeler içermektedirler.

    Formüle derideki gerginlik hissini yok etmek için yağımsı maddeler de ilave edilmektedir.
    Ürün içindeki alkolün sürüldükten sonra oluşturacağı serinlik hissinin devamı ve arttırılması için mentol kullanılır.

    Bu ürünler oldukça yüksek oranda alkol ve antimikrobik özelliğe sahip parfüm içerirler. Bu nedenle deride tıraş sonrası antimikrobik bir etki oluştururlar. Ayrıca deride tıraş esnasında oluşan küçük yaraların iyileşmesini hızlandırmak için allantoin de sıklıkla formülasyona ilave edilmektedir.

    Doğrudan yüze püskürtülerek kullanılacak olan çözelti şeklindeki tıraş sonrası ürünler aeresol kabı içinde de tüketiciye sunulabilmektedir. Bunun yanı sıra, avuca köpük şeklinde sıkıldıktan sonra cilde sürülen ürünler de bulunmaktadır.

    Jel şeklinde tüketiciye sunulan tıraş sonrası ürünler çözelti şeklînin jelleştirici bir madde ile jel haline getirilmesi sonucu elde edilirler.

    Çözelti veya jel şeklinde hazırlanan tıraş sonrası ürünler yüksek oranda etanol içermeleri nedeniyle deride ilave bir tahrişe neden olabilirler. Bu sorunu gidermek için düşük alkol oranına sahip veya emülsiyon şeklinde hazırlanmış bir ürün kullanılabilir.

    Toz şeklinde hazırlanmış tıraş sonrası ürünler, tıraş esnasında oluşan küçük çizik veya yaraların örtülmesini sağlar ve cildin parlamasını önlerler. Bu amaçla, talk gibi bazı tozları içeren pudralar kullanılabilir.

    Nasır için Kullanılan Kozmetikler

    By: Otçu Kız On: 08:47:00
  • Yazıyı Paylaşın

  • Nasır oluşumunu engellemezler. Oluşmuş nasırlı dokunun kolayca sökülüp, alınmasını sağlarlar Nasırın oluşturduğu kalın tabakanın alınabilmesi için yumuşatıcı maddeler yararlı olsa da (vazelin, hint yağı v.b.) asıl taşıyıcı olarak kollodyon içerisinde salisilik asit, trikloroasetik asit ve glasiyel asetik asit nasırlaşmış dokuları soymak amacıyla kullanılır. Nasırın sökülmesinden sonra mutlaka uygulama yerinin enfeksiyon kapmasına engel olmak gerekir.